🥮 Baklavanın Serüveni: Mezopotamya’dan Osmanlı Sarayına
Gözlerini kapat… İncecik açılmış hamurların üst üste dizildiğini, aralarına ceviz serpiştirildiğini ve fırından çıktığında şerbetle buluşan o büyüleyici sesi hayal et. Burnuna yayılan tatlı kokuyu duyar gibisin. İşte bu an, baklavanın asırlardır insanları büyüleyen hikâyesinin bir parçası.
Antik Çağlardan Gelen Tatlı İlham
Baklavanın kökleri binlerce yıl öncesine, Mezopotamya ve Orta Asya’ya dayanıyor. Antik çağlarda bile insanlar hamuru ince açıp içine kuruyemiş koymayı denemişlerdi. Ancak bugünkü baklavaya en çok benzeyen hali, Bizans mutfağındaki tatlılarda görülüyordu.
Osmanlı Sarayında Bir Yıldız
Asıl yükseliş ise 15. yüzyılda Osmanlı sarayında başladı. Usta ellerle açılan hamurlar, ceviz ve fıstıkla buluşuyor, ardından şerbetle taçlandırılıyordu.
Baklava öyle değerliydi ki, yalnızca tatlı değil, aynı zamanda bir güç ve ikram sembolüydü. Hatta Osmanlı’da her yıl Ramazan ayında Yeniçerilere “Baklava Alayı” düzenlenirdi. Saraydan çıkan tepsilerle askerlerin önüne baklava götürülür, bu hem bir bayram geleneği hem de padişahın cömertliğinin göstergesi olurdu.
Halkın Sofrasına Yolculuk
Zamanla baklava saray mutfağından halkın sofralarına da yayıldı. Özel günlerin, bayramların ve düğünlerin vazgeçilmez tatlısı oldu. Her bölgede farklı bir yorumla hazırlandı: Gaziantep’in fıstıklı baklavası, Karadeniz’in cevizlisi, İstanbul’un bol tereyağlısı…
Dünyaya Açılışı
Bugün baklava sadece Türkiye’nin değil, Orta Doğu ve Balkanlar’ın da en bilinen tatlılarından biri. Yunanistan’dan Lübnan’a kadar farklı versiyonları yapılır. Ama ne olursa olsun, incecik açılmış hamurun, bol ceviz ya da fıstığın ve şerbetin birleşimi her yerde aynı mutluluğu verir.
Bir Dilimden Fazlası
Baklava sadece tatlı bir lezzet değil; paylaşmanın, misafirperverliğin ve geleneklerin sembolü. Her bayramda tepsilerle sunulur, dost sohbetlerinde ikram edilir. Her diliminde tarih, kültür ve sevgi vardır.
